Tamamiyle İmkansız

Just another WordPress.com site

Ray Cummings "New York 5000" Kasım 24, 2008

Filed under: Uncategorized — Can Bican @ 12:53 am

“Yemek faslı bitmiş, Turber ayağa kalkmıştı:

- Pilotaj odasına gelin.. Oradan daha iyi görürsünüz milyonyılları. Bakalım, ne diyeceksiniz!

Ezik-Burun pilotaj odasında tek başınaydı. Altları düğmelerle donanmış kadranların ekranın karşısına oturmuş, gemiyi yönetiyordu. Yüzünde hiçbir ifade yoktu. Biz yaklaşınca başını kaldırıp şöyle bir baktı, o kadar.

- Buraya oturacağız.. dedi Turber. Nanette, yanıma.

Beni de zor zaptettiği bir hınçla itmişti.

Bu arada, Turber, Kızılderiliyle konuşmaktaydı:

- Nasıl gidiyor, Ezik-Burun?

- Kayda değer hiçbir şey yok.. dedi Kızılderili, genizden çıkardığı bir sesle.

Turber bir an düşündü:

- Peki. Öyleyse şimdi daha da uzağa gideceğiz.”

 

Müfit Özdeş "Son Tiryaki" Kasım 24, 2008

Filed under: Uncategorized — Can Bican @ 12:43 am

“Emerson City’nin merkez garına vardığında, güneş eflatun ve yeşil bulutların ardından yeni doğmuştu. Selim kafeteryaya yöneldi. Hava sericeydi, ama dışarıda oturmayı tercih etti. Bol oksijenli havayı içine çekti, yanına gelen garsona kahvaltı söyledi. Sonra korka korka bir sigara yaktı. Her an biri gelip söndürmesini isteyecek ya da polis onu tutup götürecekmiş gibi geliyordu.

Deminden beri onu ilgiyle gözleyen yağız ve kısarak boylu bir garson, birden ona doğru yürümeye başladı. Korktuğu başına gelmişti işte! Selim sigarasını söndürmeye hazırlandı.

“Abi siz Türksünüz galiba”, diye sordu garson gülerek. Dünyadan onbuçuk ışık yılı uzakta Türkçe konuşan birine rastlamak Selim’in hoşuna gitmişti.”

 

Agatha Christie "Yedi Sigara" Kasım 24, 2008

Filed under: Uncategorized — aycabb @ 12:39 am

“…Bridget soğuk bir cevap verdi ‘Evlilik hayatının her sahfasını ayrı ayrı münakaşa etmemiz mi lazım?’ Eğer Gordon’un mükemmel bir koca olmayacağını düşünüyorsanız avucunuzu yalarsınız. Sizin de fark ettiğiniz gibi, küçük bir çocuktan farksızdır, onun bir zevceye değil, bir anneye ihtiyacı var. Ne yazık ki annesi o dört yaşındayken ölmüş. Onun istediği kendisine öğünebileceği birisi olması, onu kendisinin kudreti hakkında temin eden, Lord Whitfiled’in kendisi olduğuna onu ikna edecek bir yardımcısı bulunmasıdır’

‘Acı konuşan bir diliniz olduğunu bilyor musunuz’

Bridget şiddetle itiraz etti ‘ Kendimi sizin anladığınız manada bir masal prensesi olarak görmediğim için böyle konuşuyorum. Ben müsbet birt zekası, mütevazi bir görünüşü ve hiç parası olmayan genç bir kadınım. Şerefli bir hayat elde etmeye niyet ettim. Gordon’un karısı olarak girişeceğim vazifede katibelik vazifemi de devam ettirmem lazım olduğuna inanıyorum. Onun bir sene sonra bana iyi geceler dilerken beni öpmeyi akıl edeceğinden şüphedeyim. Ücretle çalışmayla onun karısı olmak arasındaki tek fark da bu olacaktır zaten.”

Birbirlerine baktılar. İkisi de hiddeten bemyebaz olmuşlardı…”

 

John D. Carr "Viran Kule" Kasım 24, 2008

Filed under: Uncategorized — aycabb @ 12:22 am

“…

Miles ‘Bayan Seton!’dedi ‘ Size eski dostum Dr. Gedeon Fell’i tanıtayım’

Fay Seton, solgun elini Fell’e uazattı. ‘ Sizden bahsedildiğini evvelce de işitmiştim.’ dedi. ‘Cinayetlerin sırrını keşfetmekte üstad olduğunuzu biliyorum’

Dr. Fell mahcup bir tavırla cevap verdi ‘Ya öyle mi? Şöhretimin size kadar gelmesi beni memnun etti.’

Fay Miles’a dönerek mırıldandı: ‘Size karşı demin o derece yürekler aıcısı bir vaziyette göründüğüm için  pek müteessirim.Ancak, perişandım. Zavallı hemşireniz Marion’dan dolayı azabımı daha bildiremedim. Acaba bir hizmette bulunabilir miyim? Bir faydam dokunabilir mi?’

Hastanın odasına doğru bir adım attı…”

 

Carter Dickson " Yaldızlı Eller" Kasım 24, 2008

Filed under: Uncategorized — aycabb @ 12:07 am

“…

Fakat hadiseyi Dr. Fell’den dinleyemedim. Zira o gece doktorla karısı beni tiyatroya götürdüler. Ertesi gün de Londra’dan ayrıldım. Hoş bu meseleyi Fell’e sorsaydım, herhalde hadiyesi bana bütyün teferruatiyle anlatayacak,—Scotland Yard’ın şerefini nasıl akla hayale gelmeyecek biçimde kurtardığını açıklamayacaktı. Yalnız Dr. Fell’i tanıyanlar, ne yapıp yapar, onu korkutan bir cinayetin teferruatını öğrenirler. Ben de sonunda bu hikayeyi cinayeti yakından takip etmiş olan Doktor Melson’dan dinledim. Hadise, Dr. Fell Scotland Yard’a müşavirlik etmek üzere Londra’ya yerleşmeden evvel, Sonbaharda cereyan etmişti…”

 

Georges Simenon "Ölen Kimdi Yaşayan Kim?" Kasım 23, 2008

Filed under: Uncategorized — aycabb @ 11:47 pm

“…

Maigret şöyle bir düşündü. Bu çevreden çok hoşlanmıştı. Kahveye gidip bir bardak daha beyaz şarap içmek isterdi. Sonra da caddenin karşısındaki bara geçerdi. Kopuk kopuk bir yığın şeyin bağlanması gerekyiordu. Boyalı bıyıklı bir adam, caddenin karşı tarafında, alkol ve sıtma ateşiyle kavrulan başka bir adam, saygıdeğer görünüşlü, pahalı ve zevkli giyimli, genç ve güzel bir kadın.

Komiser Maigret, düşünceli düşünceli ‘Kadının ev yemeklerine alışkın olduğu belli’ dedi.

‘Bunu nasıl kestirdiniz şef?’

Maigret gülümsedi ‘Çoğunlukla ev yemeği yiyen kimseler, lokantalarda değişik ve pahalı şeyler seçerler’

‘Katili yediği yemeklerden mi bulacaksınız’

Başmüfettişin gülümseyişi iyice genişlemişti ‘ Peşin hükümlü olma Janvier. O genç kadının dün gece herhangi bir şahsı öldürdüğünü henüz bilmiyoruz. Neyse şimdi bunları bırakalım. Gitmemiz gereken bir yer var…”

 

Patrick Quentin "İki Karılı Adam" Kasım 23, 2008

Filed under: Uncategorized — aycabb @ 11:36 pm

“…

O zamana kadar hiç karakola gitmemiştim. Binanın soğuk görünüşü maneviyatımı büsbütün bozdu. Masa arkasında oturan bir polis  beni yukarıya yolladı. Girdiğim çıplak, geniş odada  birkaç dedektif oturmuş rapor yazıyor, gazete okuyor veya hafifçe açılmış olan radyoyu dinliyordu. Hiçbiri bana ilgi göstermedi. Bir tanesi beni Trant’in yanına soktu. Fakat komiser yerinde olmadığı için beklememi söylediler.

Oda pek küçük ve tıpkı bir rahibin hücresi gibi boş ve temizdi. Bakışlarım muntazam masadaki romanımın bir koyesine  ilişince şaşırdım kaldım. Kitabı görünce garip hislerle sardıldım. Bu arada sevinç ve garip bir utangaçlıkla ‘Acaba bana kitabımı imzalatacak mı’ diye düşündüm.

Biraz sonra Trant geldi. Beni gayet nazik bir tavırla selamlayarak, masanın arkasındaki iskemleye oturdu. Hiç konuşmadan gözlerini yüzüme  dikerek dikkatle bakmaya başladı…”

 

Agatha Christie "Daktilodaki Parmak" Kasım 23, 2008

Filed under: Uncategorized — aycabb @ 11:26 pm

“…

O gece  hiç uyku tutmadı. Herhalde  daha o zamandan şuuraltından bir şeyler biliyordum ama bildiklerimi bira araya getirip de meseleyi çözemiyordum. Zaten insan her zaman ne bildiğini bilmez ki. Bildiğimizi zannetttiğimizden daha çok şey biliriz, ama o bilgiyi şurraltından kolay kolay çıkaramayız. Yani mevcut olan şeye yetişemeyiz. Yatağımda oradan oraya dönüyordum. Ben bu meseleyi çözüp faili ortaya çıkarmalıydım. Bir ipucu görüyor fakat onu takibedemiyordum. Uykuya dalarken kafamda kelimeler dansediyordu.

-Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Dumansız ateş olmaz…Duman ateş? Ateş hattı, yok aklım harbe gitti…Harp…Bir kağıt parçası…Sadece bir kağır parçası?…

Dalmışım. Rüyamda Ms. Dane Caltrhrop bir köpekmiş, ben de onu zincirinden tutup  yürüyüşe çıkmışım gördüm.

SAbah telefoun sesi beni uyandırdı. Yataktan kalkıp saati,me baktım:7:30′du. Telefon alt kattaydı. Rob dö şambırımı giyip aşağı koştum. Mutfaktan gelen Patridge’i geçerek telefonu açtım…”

 

Ellery Queen "Kupa Dörtlüsü" Kasım 22, 2008

Filed under: Uncategorized — aycabb @ 7:12 pm

“…Mr. Queen Ty’nin serin odasında oturarak, düşündü…Uzun uzun, derin derin düşündü…Bir bakıma vaziyet hakikaten mükemmeldi..Evet, gayet mükemmeldi…Fakat bir bakıma da işler hiç iyi gitmyordu. Bu damühimdi işte.

Mr. Queen ‘Hep aynı hikaye’ diye çini çekti. ‘At bulunur meydan bulunmaz…Meydan bulunur, at bulunmaz’. Acaba beklemekten başka çare yok mu?Haydi oğlum, düşün düşün!’

Mr. Queen düşündü. Bir saati geçti…Bir saat daha geçti. Mr. Queen hala düşünüyordu ama nafile. Ayağa kalkarak  uyuşan vücudunu canlandırmak için şöyle bir gerindi. Bildiklerini, öğrendiklerini birleştirerek  bir tablo meydana getirmişti. Şimdi bütün mesele bunu bozmadan eline alıp, taşıyabilmekteydi. İŞte Ellery bunun çaresini bulamıyordu.

İlhan perisinin kendisini yoklaması için dua ederek kulübeden çıktı. Bir taksiye atlayarak apartmanına gitti. Evvela kapıcıya telefonla arabasını garajdan getirmesini emrettikten sonra, koleksiyonundaki mektupları bir araya toplayıp, bunları John Royle’un portatif yazı makinesinin kapağının içine yereştirdi. Tam o sırada telefon çalmaya başlamıştı.

Müfettiş Glücke ‘Queen’ diye gümbürdedi.  ‘ Derhal büroma gel!Derhal gel! Duydun mu!’

‘Duymamak elimde mi Glükce?’…

 

Agatha Christie "Ölüme Doğru" Kasım 22, 2008

Filed under: Uncategorized — aycabb @ 6:52 pm

“…

Genç adam bir an bocaladı. Sonra yavaşça ‘ Evet’ diye itiraf etti. ‘Onu sevdiği muhakkak.’

‘Şu halde cinayet için sebep var demektir’

Peter Lord hiidetle yerinden fırlayarak ‘ Varsa ne olmuş yani!’  diye bağırdı. ‘Evet belki de cinayeti o işlemiştir! Bana ne!’

Poirot, ‘Aha…’  diye mırıldandı.

‘Ne olursa olsun onun asılmasını istemiyorum, anlamıyor musunuz? Ya o anda ne yaptığını bilemeyeck kadar kendini bedbaht  ve çaresiz hissediyorduysa?Aşk insanları ne apacaklarını bilmeyecekleri kadar şiddetli hareketlere sevk edebilecek bir duygudur. En berbat ve en işe yaramaz mahlukları yükseltebildiği gibi, normal duygu ve düşüncelere sahip bir insanı da en seviyesiz hale getirebilir. Cinayeti o işlemiş olsa dahi hiç mi merhametiniz yok?’

Poirot sükunetle ‘ Cinayet işlemeyi tasvip edemem’ diye cevap verdi.

Peter Lord  bir an anlayamadan Belçikalının yüzüne baktı. Nihayet dayanamayarak kahkayı bastı. ‘ İşte bu çok güzel! İlahi Mösyö Poirot, tasvip edin diyen var mı size? Ben size sahtekarlık teklif etmiyorum ki? Hakikat hakikattir değil mi? İşte ben de sizden Miss Carlisle’nin lehine sayılabilecek hakikateleri bulmanızı istiyorum, hepsi bu… Niçin teklifimi kabul etmiyorsunuz?’

Poirot gülümsiyerek, ‘İyi ama dostum’ dedi ‘ Teklifinizi kabul etmiyorum diye size kim söyledi ki?’

 

 
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.