“… Bu çalan telefon zili mi baş ağrımı arttırdı, yoksabaşım ağrıdığı için mi bana bu kadar acımazsız geliyor sesi diye düşünerek uyandım. Yatağın içinde umutsuzca oturdum. Pencereden gelen ışıktan gözlerim acıdı.
Zilin her çalışında telesekreter devreye girecek, bir kaç saniyeliğine rahatlayacağım diye düşündüm. Lanet makine devreye girmedi. Bu yüzden ayağa kalktığım an, sigara paketini aradığım an, komodinden yere düşmüş çakmağı ayrıca aradığım an, her ikisini ve dudağımı birleştirip yaktığım an, içime çektiğim ilk nefesle birlikte zihnimdeki bulutlar birazcık olsun aralanmaya başladığı an bir kere almak üzere çalmaya devam etti lanet makinenin lanet zili.
Aonunda telefona ulaştım. Ahizeyi kaldırdığımda lanet zili susturduğum için sevindim herşey bir yana. ‘Uyan oğlum Üsküdar’da sabah oldu’ dedi reklamcı arkadaşımın sesi kulaklığın içinden.
Telefonun altında durduğu koskocaman duvar saatinden anladığıma göre Üsküdar’da da yediyi on altı geçiyor olmalıydı….”
